‘‘Dolan gel sevdiğim Burdur dağını (ah)
Geçirmişiz de şu gençliğin çağını (ah)
Biz de bekleriz bayram ayını (ah)
Yar gine gurbette geçti bayram ayları (ah)
Gadersiz ömrüm of…’’

Bu türkümüz Burdur yöresine ait. ‘‘Gurbet havası’’ sınıfında yer alır. Kaynak kişisi Burdurlu Hafız Rıza Yağız’dır, en güzel de o söyler.

Burdur Dağı türküsüyle yazıya girmemin nedeni, inanın kişisel duygu durumumla ilgili değil. Hatta hayatımda ilk kez bir bayramı bölüp benliği birleştirip  bütünleştiriyorum. Bayramın ilk gününü canlarımın yarısıyla, iki gününü de diğer yarısıyla geçireceğim.

Dertlenmemin nedeni, uzaktan izlediğim canım memleketin durumu. Doymak bilmez azınlığın azan azgınlığı ile oluşan tablo.

Kendini kralın savaşçısı, karşısındakini isyancı düşman olarak görüp şahlanarak saldıran bazı görevliler.

Yüzü, gözü, bedeni yara bere içinde kalmış; coplanmış, gazlanmış, tekmelenip tokatlanarak içeri tıkılmış gencecik insanlar. Bu yüzden zehir olan bayramlar…

Hollanda’da bulunduğum şehrin belediye destekli haftalık bir gazetesi var. Her Perşembe evlere ücretsiz dağıtılıyor, tomarlar halinde marketlere de konuyor. Gazeteyi açıyorum, gülümseyen yüzler. Tartışılan konular; kadınların ve çocukların daha güvende olmaları için neler yapılması gerektiği, özel otomobil kullanımının azaltılması için alınabilecek önlemler.

Zaman zaman Amsterdam’ın merkezine gidiyorum. En hareketli alan Dam Meydanı. Her gün en az birkaç gösteri var. Hatta Filistin destekçileri ile İsrail destekçileri çoğu zaman karşı karşıya. Ne itiş kakış, ne kafa kırıp göz çıkarma, ne cop, ne gaz var.

Bir buraya, bir memlekete baktım; acılar içinde bayramı yaşamak zorunda kalanları düşündüm; bu gurbet havasını bağırmak geldi içimden. ‘‘Yine azap, yine ızdırap içinde geçen bayramlar’’ dedim.

Bayram gibi günlerde buluşmak dileğiyle…