Yolunuz düşerse Hollanda’nın başkenti Amsterdam’daki Direniş Müzesi’ni mutlaka gezmenizi öneririm. İnsanın insana zulmünü ve her yönüyle insanı göreceksiniz.
Çevremiz yangın yeri. Memleketimiz güllük gülistan. Döviz köçekler gibi şıkıdım şıkıdım yapsa, enflasyon rakkaseler gibi kıvrıla kıvrıla eğilip doğrulsa da devletimizin alileri bellerine bellerine vurmaya devam ediyor.
Arada yurttaşın beli, böğrü de darbeleniyor ama olacak o kadar. ‘‘Sen yanmasan, ben yanmasam’’ nasıl yenilecek bu canavarlar?
Fakat bu memleket ve ekonomi muhabbetlerine ara verip, sizi Amsterdam’da bir müzeye götürmek istiyorum. Büyük lütufla 3 binden 4 bin liraya çıkarılmış olan bayram harçlığını da garantilemişken, şöyle bir uzanalım kanal boylarından, meydanlardan Verzets Museum’a.
Hollanda’nın başkenti Amsterdam, dünyada en çok ziyaret edilen merkezlerden biri.
Nasıl olmasın ki?
Kanalları, parkları, eğlence ve sanat etkinliklerini, başkalarının haklarına saygıya dayalı özgürlükleri bir yana bırakıyorum. Her şeyden önce hem müze gibi hem de müzelerle dolu bir şehir. Benim bildiğim, bazıları dünya ölçeğinde sıralamaya giren 30 yakın müze var.
Verzets Museum onlardan biri. Türkçe adıyla Amsterdam Direniş Müzesi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Hollanda’daki günlük yaşamı, Nazi işgalini, işgal karşıtları ile Yahudilere yönelik zulüm ve direniş anlatılıyor.
Müze 1985’te de müze kurulmuş. Kalıcı sergilerin yanı sıra geçici sergiler de açılıyor, konferanslar düzenleniyor.
Kalıcı sergilerden biri, İkinci Dünya Savaşı ve Nazi işgali sırasında Hollanda’daki gülük yaşamı, Hollandalıların işgal ve zulüm karşısındaki tutumlarını yansıtıyor. ‘‘Eski Hollanda kolonileri: II. Dünya Savaşı'ndan bağımsızlığa’’ adlı diğer sergi de yine savaş sırasında eski kolonilerde (Endonezya, Surinam ve Hollanda Karayip adası) yaşananlara çok yönlü bir bakış sunuyor.
Gerçek nesneler, fotoğraflar ve belgeler, film ve ses parçaları savaş zamanlarından insanların hikâyeleri anlatılıyor. Bir de 1940-1945 Vakfı’nın sergisi var; vakfın kuruluşundan bu yana yaptığı çalışmalar, derlenen insan öyküleri sunuluyor.
Müzenin tanıtımında şu ifadelere yer alıyor:
‘‘Amsterdam'ın kalbindeki Verzets Museum'u (Hollanda Direniş Müzesi) keşfedin; savaş, diktatörlük, zulüm ve direniş dönemine geri dönün. Burada, Hollandalıların İkinci Dünya Savaşı'nda Alman işgalinin karanlık günlerinde yapmak zorunda kaldığı zorlu seçimlerin ardındaki etkileyici tarihi keşfedeceksiniz.
Müze ayrıca, İkinci Dünya Savaşı'nın eski Hollanda kolonileri olan Endonezya, Surinam ve Hollanda Karayip adalarında getirdiği önemli değişikliklere ve savaşın sonrasına, sömürgeciliğin sona ermesi ve sömürge geçmişinin günümüze kadar süren etkisiyle ilgili hikayelerle ışık tutuyor.
130'dan fazla güçlü, kişisel hikaye, bu aşırı ve zorlu koşullarda ne yapacağınızı düşünmeniz için sizi zorluyor. Hoşgörü, özgürlük, kendi kaderini tayin etme ve demokrasinin değerine dair içgörüler sağlıyorlar.’’
Müzede savaşın yol açtığı yıkım ve dramlar tarafsız bir yaklaşımla sunulmaya çalışılmış. Her türden insan öyküsü var. İşgalcilere direnenlere direnen kahramanların yanında, direnişe ihanet edenler, işgalcilerle işbirliği yapanlar, işgalcilerle anlaşma yaparak halkını korumaya çalışanlar, işgal kuvvetlerinden kıyıma içi elvermeyip yerli halka destek olmaya çalışanlar da anlatılıyor. Bir de aşklar var, düşmanlaştırmalara, düşmanlığa rağmen gelişen aşklar.
HOLLANDALI BRENT PEPPİNG VE ALMAN HEMŞİRE ELSE
Nazi işgali sırasında çok sayıda Yahudi olmayan çok sayıda Hollandalı da çalıştırılmak üzere zorla Almanya’ya götürülür. Brend Pepping, Naziler için çalışmayı reddeder ve saklanır. Ancak ihanete uğrar, yakalanıp Almanya’da bir çalıma kampına gönderilir. Orada çok hastalanır, sekiz ameliyat geçirir. Hastanede yattığı sürede Alman Hemşire Else’den yakınlık görür. 1946’da Hollanda’ya getirildikten sonra Else ile yazışmaya başlarlar. Yatağa bağımlı olan Pepping bir mektubunda şöyle yazar: ‘‘Burada kendimi çok yalnız ve huzursuz hissediyorum. Konuşacak kimsem yok. Herkese kızdım, çok kaba davrandım. Sonra bu sabah mektubun geldi ve şimdi kalbimde bir güneş var.’’
Yıllar sonra pek çok zorluğu aşarak gıyaben evlenme izni alırlar. Peppin’in kaldığı bakımevi çalışanları ile hasta arkadaşları nikah töreni düzenler. Bir çalışan gelin olur, yatağı süslenir.
ALMAN ASKER ALOYS İLE HOLLANDALI HENNY
Hollanda’daki Nazi işgal kuvvetlerinden Aloys, Hollandalı Henny’ye aşık olur, evlenmeye karar verirler. Aioys katı milliyetçi olan ailesini ikna için şu satırları yazar. ‘‘Hollandalı kız için endişelenmenize gerek yok. O iyi bir aileden geliyor ve Almanya’da böyle bir kız bulmak nadirdir. O çok hoş bir kız.’’
Aile yine de yumuşamaz ve soğuk yaklaşır. Aloys ile Henri aşklarına sadık kalır, Almaya’ya yerleşip evlenirler. Savaşın bitmesinden kısa süre sonra bir kızları olur. Adını Monika koyarlar. Kısa süre sonra Aloys hastalanıp ölür. Henny ve Monika Hollanda’ya döner. Ancak sevgi meyvesi Monika, babası bir Alman olduğu için hep aşağılanır. Alayos ile Henny’nin fotoğrafları, aşklarını ifadesi olarak yaptıkları tablonun bir köşesinde yer alıyor.
NÜFUS DAİRESİNİ PATLATAN KAHRAMAN SANATÇI
Amsterdam Nüfus Dairesi Başkanı Piet Landweer, Yahudilere Nazilerden tarafından tutuklanmaktan kurtulabilmeleri için kimlik kartlarını kayıp olarak bildirmelerini tavsiye eder. Kayıp bildiriminde bulunanlara Yahudi olduklarını gizleyen yeni kimlikler verir.
Bu arada eşcinsel olduğu için ayrımcılığa uğrayan sanatçı Willem Arendus, daha köklü bir çözüm olarak Amsterdam Nüfus Dairesi’ni yok etmek üzere bir plan hazırlar. Beş ay süren hazırlıktan sonra 27 Mart 1943’te saldırıyı gerçekleştirirler. Ancak ihanete uğrarlar ve 11 arkadaşıyla kurşuna dizilir.