Mizah yapmayı da unutturdukları için yaşamakta olduklarımıza bu açıdan yaklaşıp değerlendirme yapmamız kimilerince yadırganabilir: Ne yani bu kadar başımızı ağrıtan sorunlar varken dalga geçmenin sırası mı?

Yine de koşullar ne olursa olsun bir karikatürün, kara mizahın, belki bir tek fotoğrafın çok daha etkili anlatıcı olduğuna inananlardanım.

İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan süreçte şimdi gençleri ve üniversite öğrencilerini sokaklarda ve gösterilerde ön planda görüyoruz. Onca gerginliğe karşın kimi yaratıcı dövizlerle tepkilerini gösteriyor, kimi önce saçını tarayıp fotoğraf çektiriyor, kimi üzerine gelen gaz bombasını röveşata yapıp geldiği yere iade ediyor, kimileri de kol kola girip hiçbir şey yokmuşçasına polisin gaz ve basınçlı suyuna karşın ağır ağsak yürüyüşüne devam ediyor. Görüldüğü kadarıyla biriktirdikleri olumsuzlukları keskin bir zekâ ve kara mizahla dışa vurmak istiyorlar. Çünkü gençlik başka bir şey.  Hayat onlar için hiç bitmeyecekmiş gibi uzayıp giden uzun bir yol hikayesidir. Korkusuz, cesur, her şeyi yeni baştan yaratacak yürekliliğine sahiptirler.

Yaşananlara “Ne oldu da hayata Erdoğan döneminde gözlerini açmış olan ve çoğunlukla apolitik olarak görülen gençler sokağın ana unsurları oldular?” gibi basit ve neden sonuç ilişkisi göz ardı edilerek bakılması sorunun kavranmasını kolaylaştırmaz. Sorun aslında çok büyük ve yıllara yayılmış derin kökleri var.

Onlar geçinemiyor, iyi eğitim görmüyor, dinci baskılar altındalar, mezun olduklarında kapı kapı sürünüyorlar, iş bulsalar bile kazançları tatmin etmiyor, ev ve araba sahibi olmaları hayal ve geleceklerinden umut kesmiş durumdalar. Böyle yalın bir gerçek var ve iktidarı ellerinde tutanların ise onları dinleyip anlamaya çalıştıklarına ilişkin herhangi bir çaba da yok.

Oysa sosyal medya takipçileri olan bu gençler neler yaşandığının çok iyi farkındalar ve tüm çelişkileri görüyorlar. Derin yoksulluğun ve umutsuzluğun yanında iktidara yakın çevrelerin ve bir avuç insanın nasıl zenginleştiklerini tüm çıplaklığı ile izliyorlar. Cumhuriyetin tüm kazanımlarının satıldığını, kıymetli madenlerin bulunduğu yerlerin küresel güçlerce kazılıp karlarının yurtdışına transfer edildiğini, rant alanlarının yakın dost, eş ve akrabalara tahsis edildiğini, emekli olan kendi ana ve babalarının nasıl berbat duruma düşürüldüğünü, çarşı pazarın yangın yerine dönüştürüldüğünü ve enflasyonla mücadele masalının ürkütücü karakterlerini ve oyuncularını anlamıyorlar mı sanıyorsunuz. Dinci takımına göz kırpılan laiklik karşıtı eğitim, pahalı yollar, gidilemeyecek tatil yerleri vs…Ve Atatürk sevdası ile büyümüş gençlere Cumhuriyet’i didikleme dayatmaları…  İşte bu ve benzeri gerekçelerle meydanlardalar.

Ülkemiz bu sorunları aşabilir mi, evet aşabilir. Hak, hukuk, adalet yerli yerine oturtulursa, ekonomide gelirsizlik ve gelir adaletsizliği düzeltilebilirse, haksız tutuklamalara son verilebilirse, gençlerin ne istedikleri onlarla konuşup dinlenirse neden düzelmesin. Çünkü ateş çemberinin ortasında büyük ve köklü gelenekleri olan bir coğrafyada yaşıyoruz. İran’a, Irak’a, Suriye’ye, İsrail’e, Lübnan’a, üstte Rusya ve Ukrayna’ya bakın… Herkesin birbirini boğazladığı ve topraklarının güven altında olmadığı bu kanlı coğrafyada, olumlu ve herkesi rahatlatabilecek uygulamaları yürürlüğe koyabilme cesareti daha güçlü bir Türkiye yaratır.

oktaypirim@gmail.com