"Bugün Cumhurbaşkanlığının kuvvetli adaylarından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, tutuklanan diğer belediye başkanları, cezaevlerine konulan parti liderleri ve görevlerinden alınarak yerlerine kayyım atanan yerel yöneticilerle başlayan rahatsız edici siyasi gelişmeler insanın aklına siyasi hafıza eksikliğini getiriyor." Oktay Pirim'in yazısı

"Bugün Cumhurbaşkanlığının kuvvetli adaylarından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, tutuklanan diğer belediye başkanları, cezaevlerine konulan parti liderleri ve görevlerinden alınarak yerlerine kayyım atanan yerel yöneticilerle başlayan rahatsız edici siyasi gelişmeler insanın aklına siyasi hafıza eksikliğini getiriyor." Oktay Pirim'in yazısı
Çok partili seçimlerin yapıldığı 1950’den bu yana siyasal yaşamımız entrikalara, büyük koltuk ve iktidar kavgalarına, darbelere, muhtıralara ve akıl almaz liderlik mücadelelerine sahne oldu.
Dikkat ettiyseniz bu yüzden ülkemizin başı hiçbir dönem dertten kurtulamadığı gibi yoksulluk, yolsuzluk, özgürlük, adalet ve hukuk tartışmalarından uzak kalamadı ve hala da öyle.
Bugün Cumhurbaşkanlığının kuvvetli adaylarından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, tutuklanan diğer belediye başkanları, cezaevlerine konulan parti liderleri ve görevlerinden alınarak yerlerine kayyım atanan yerel yöneticilerle başlayan rahatsız edici siyasi gelişmeler insanın aklına siyasi hafıza eksikliğini getiriyor.
Çok eskiye gitmeye gerek yok. 12 Eylül askeri darbesinin ardından dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ile Ana Muhalefet Lideri Bülent Ecevit, diğer muhalefet partilerinin liderleri Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan bir gecede koltuklarını kaybettiler. Partiler kapatıldı ve parlamento feshedildi. Askeri yöneticiler 2,5 partilik yeni bir sistem inşa etmeye çalışıyorlardı ve yeni atadıkları Danışma Meclisi üyeleriyle yeni bir anayasa yaptılar. Açıktan destek vererek eski emekli Orgeneral Turgut Sunalp’e Milliyetçi Demokrasi Partisini kurdurdular. Karşılarında da ana muhalefet olarak Necdet Calp’in Halkçı Partisi, ufaklık olarak da Turgut Özal’ın ANAP’ı yer alacaktı. Demirel, Ecevit, Türkeş ve Erbakan’ın adları bile duyulmuyordu, hatta yaşadıkları sokaklardan bile kimse geçmeye cesaret edemiyordu. Sonuçta 6 Kasım 1983 seçimleri yapıldı ve askerlerin desteklediği MDP üçüncü, Özal’ın partisi ANAVATAN ise sürpriz yaparak iktidar oldu. Yani evdeki hesap çarşıya uymamıştı.
Gel zaman git zaman adı telaffuz bile edilmeyen Demirel Bir Bilen koduyla gizli gizli Doğru Yol Partisini inşa etmeye başladı. Başında Hüsamettin Cindoruk vardı. Ecevit ise mücadelesini çıkardığı Arayış dergisi ile sürdürdü. Uzatmayalım, sonuçta siyasi yasaklar kalktı, Demirel Başbakan olarak geriye döndü, Ecevit de Demokratik Sol Partinin başına geldi. Sonrasını biliyoruz Özal ölünce Demirel Cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşkü’ne çıktı. Ecevit ise ANASOL hükümetinin Başbakanı oldu. Aradaki detayları atlıyorum, özet olarak veriyorum.
Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidara getiren sürecin ayrıntılarını ise bilmeyen yok gibi. Önce yasaklı, sonra milletvekili seçilerek parlamentoya girmesi, Devlet Bahçeli’nin oyundan çıkmasıyla sonuçlanan Ecevit-Bahçeli-Mesut Yılmaz hükümetinin düşmesi ve seçimlerin ardından Erdoğan’ın önce Başbakan, anayasa değişikliği ile de Cumhurbaşkanı seçilmesi…

Bu kısa özet siyasal yaşamımızda hiç kimse ama hiç kimse bir daha ne Demirel’in ne de Ecevit’in iktidar yüzü göreceğine tahmin bile etmiyordu. Ancak kendi taraftar kitleleri umutlarını kaybetmemişlerdi. Sonuçta istediklerine ulaşabildiler.
Aynı sıkıntılı süreçten Recep Tayyip Erdoğan da geçti. O da taraftarlarının örgütlenmesiyle muhtar bile olamayacak denilirken Cumhurbaşkanlığı koltuğuna uzandı.
Şimdi İmamoğlu ile ilgili rakiplerince ileri sürülen olumsuz iddiaların gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini belki tarihin derinliklerine bakarak değerlendirmek gerekir.
Çünkü düne ait en küçük ve önemsiz gibi görünen ayrıntılar bugünün koşullarını anlatmaya yardımcı olabilecek ipuçlarıyla dolu. Dünü bilmeyenler bugünleri iyi kavrayamaz ve büyük yanılgılara düşerler.